Osmanlı FX, Matriks uzmanlığıyla geliştirilen yeni nesil işlem platformlarıyla 5/24 hizmetinizde.
İran ile ABD arasında süregelen jeopolitik gerilim ve tıkanan diplomatik süreçler, küresel piyasalarda başlangıçta ağırlıklı olarak petrol fiyatları üzerinden değerlendirildi. Savaşın ilk aşamalarında yükselen enerji fiyatları, yatırımcıların odağını emtia piyasalarına yönlendirdi.
Ancak mevcut tabloda piyasalardaki asıl kırılganlığın petrol değil, çok daha derin ve sistemik bir alan olan tahvil piyasasında ortaya çıktığı görülmektedir. Günümüzde piyasaların yönünü anlamak için jeopolitik gelişmeler kadar, ABD tahvil faizlerindeki hareketler de kritik önem taşımaktadır.
İran kaynaklı gelişmelerin etkisiyle WTI ham petrol fiyatı yeniden 100 dolar seviyesine yaklaşırken, bu artış enflasyon beklentilerini yukarı yönlü baskılamıştır. Bununla birlikte, piyasalarda asıl dikkat çeken gelişme ABD 10 yıllık tahvil faizlerindeki hızlı yükseliş olmuştur.
Kısa bir zaman dilimi içerisinde %3,9 seviyelerinden %4,4’ün üzerine çıkan faiz oranları, yalnızca bir fiyat hareketi değil; aynı zamanda piyasa beklentilerinde köklü bir değişimin göstergesidir. Önceki dönemde 2026 yılı için faiz indirimleri öngörülürken, mevcut durumda faizlerin uzun süre yüksek kalacağı ve hatta yeniden artırılabileceği senaryoları gündeme gelmiştir.
2025 yılı sonlarında oluşan genel piyasa beklentisi, ABD Merkez Bankası’nın faiz oranlarını kademeli olarak %2,75–3,00 bandına indireceği yönündeydi. Ancak güncel gelişmeler bu beklentiyi tersine çevirmiştir.
Mevcut durumda faizlerin 2027 yılına kadar yüksek seviyelerde kalabileceği öngörülürken, piyasa aktörleri yeniden faiz artırımı ihtimalini de fiyatlamaya başlamıştır. Bu değişim, yalnızca tahvil piyasasını değil; hisse senetleri, emtia ve diğer varlık sınıflarını da doğrudan etkilemektedir.
ABD ekonomisinden gelen makroekonomik veriler, iş gücü piyasasında belirgin bir zayıflamaya işaret etmektedir. Aşağı yönlü istihdam revizyonları ve artan işsizlik süreleri, ekonomik aktivitenin ivme kaybettiğini göstermektedir.
Bu durum, piyasalarda kritik bir denge sorunu yaratmaktadır: Ekonomik yavaşlama ile eş zamanlı olarak faiz oranlarının yükselmesi. Söz konusu tablo, stagflasyon riskinin yeniden gündeme gelmesine neden olmaktadır.
Tahvil faizlerindeki yükselişin temel belirleyicisi enflasyon görünümüdür. Enerji fiyatlarındaki artış, jeopolitik risklerin devam etmesi ve arz yönlü belirsizlikler, enflasyon beklentilerini yukarı taşımaktadır.
ABD’de 12 aylık enflasyon beklentilerinin %5 seviyesinin üzerine çıkması, bu eğilimin en somut göstergelerinden biridir. Bu çerçevede Federal Reserve, zayıflayan iş gücü piyasası ile yükselen enflasyon arasında zorlu bir politika dengesi kurmak durumundadır.
Bu süreci önceki dönemlerden ayıran önemli unsurlardan biri, Donald Trump’ın piyasalara yönelik yaklaşımıdır. Geçmiş politika uygulamaları incelendiğinde, finansal piyasa hareketleri ile siyasi karar alma süreçleri arasında güçlü bir ilişki olduğu görülmektedir.
Özellikle 2025 yılında yaşanan ticaret gerilimleri sırasında tahvil faizlerindeki yükselişi takiben politika değişikliklerinin devreye alınması, bu yaklaşımın somut bir örneğini oluşturmaktadır.
Mevcut durumda benzer bir tablo ortaya çıkmaktadır:
Bu doğrultuda piyasa beklentisi, yönetimin belirli bir stres seviyesinin üzerine çıkılmasına izin vermeyeceği yönündedir.
ABD 10 yıllık tahvil faizinin %4,50 – %4,70 aralığına yaklaşması, piyasa tarafından “müdahale eşiği” olarak değerlendirilmektedir. Bu seviyeler; mortgage faizlerinden şirket borçlanma maliyetlerine kadar geniş bir alanda baskı oluşturmaktadır.
Bu eşiğin aşılması durumunda:
Tahvil faizlerindeki yükseliş, özellikle büyüme odaklı hisse senetleri üzerinde baskı oluşturmaktadır. Bu bağlamda Nasdaq Composite gibi teknoloji ağırlıklı endekslerde zayıflama eğilimi dikkat çekmektedir.
Bununla birlikte piyasada çift yönlü bir dinamik söz konusudur:
Bu durum, piyasa volatilitesini artırırken aynı zamanda fırsat odaklı hareket alanı da yaratmaktadır.
Son dönemde piyasa odağı petrol fiyatları ve jeopolitik gelişmeler olsa da, temel belirleyici unsur tahvil piyasası haline gelmiştir.
Tahvil piyasası artık:
Küresel piyasalarda yaşanan mevcut süreç, geçici dalgalanmalardan ziyade yapısal bir dönüşüme işaret etmektedir. İran kaynaklı jeopolitik riskler ve enerji fiyatlarındaki hareketler önemini korumakla birlikte, piyasa dinamiklerinin merkezinde artık tahvil piyasası yer almaktadır.
Bu çerçevede önümüzdeki dönemin temel sorusu şu şekilde özetlenebilir:
“Tahvil faizleri ne seviyeye kadar yükselecek ve olası bir politika müdahalesi ne zaman gerçekleşecektir?”